Joker Filmi Birey - Toplum Çatışması


  


   Filmde birey-toplum çatışması mevcuttur. Filmde çatışma ortamını yaratan en büyük etken metropoldür (Bunun sebebi ise resmi kurumların yetersizliğidir.).  Metropolün kalabalıklığı, gürültüsü, trafik ışıkları, kanalizasyon kapaklarından yükselen sis dumanları, korna sesleri ve egzozdan çıkan dumanlar, devasa binalar gibi dış uyaranlara maruz kalması uyaranlara karşı bir mesafe geliştirmesine yol açmıştır. Bunun sonucu olarak ise ortaya yabancılaşma problemi çıkmıştır. Metropolün dış uyaranları olarak duygunun yerine aklın olduğu söylenebilir. Metropol hayatı dış uyaranlarına karşı oluşturduğu mesafe sonucunda duyarsızlık, değersizlik ve yalnızlık, yabancılaşma ortaya çıkmaktadır. Joker karakteri üzerinde bu net bir şekilde görülmektedir. 





   Metropoldeki insanlar nesnel kültüre kapılarak bu kültürün birer kölesi haline gelmiştir. Metropol, insanlara özgürlük tanımıştır. Ama bu özgürlüğün sonucunda insanlar kendilerine yabancılaşmıştır. Gotham pislik içerisindedir. Sokaklar çöp ve fare doludur. Birçok evsiz insanlar ve çevreye zarar veren insanlar görürüz. İnsanlar birbirlerine o kadar yabancılaşmış ki her hareketlerini düşmanca algılıyorlar. 


   Metropol içerisinde alt sınıf üst sınıf çatışması da mevcuttur. Şehir zengin bir üst sınıf tarafından yönetilmektedir. Alt sınıfa indikçe koşullar kötüleşmektedir. Filmin girişinde yozlaşmış olanın yönetimin veya üst sınıfın olmadığını, alt sınıfın yozlaşmış olduğunu göstermeye çalışmışlardır. Şehrin sosyoekonomik yapısını incelendikten sonra bu şehrin yarattığı bireylere geçilebilir. Böylelikle birey-toplum çatışması daha iyi yorumlanmış olacaktır. Joker’ in günlük yaşamına değinilip Joker’ i daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. 




   Arthur Fleck isimli akıl sağlığı sorunları olan (Trajik anlarda kahkahasını durduramamak gibi nörolojik rahatsızlıklara sahiptir.) başarısız bir komedyenin (Annesinin kendisine taktığı MUTLU lakabının hakkını vermek için çeşitli yerlerde palyaçoluk yapıyor.) hikayesi anlatılıyor. Etrafındakilerin ezdiği, kimsenin ne düşündüğünü umursamadığı, sokaktaki çocukların saldırısına uğrayan, patronunun istismarına katlanan, iş arkadaşlarına alay konusu olan, özel hayatında ve iş hayatında hayal kırıklığına uğrayan Arthur, kendisini suç dünyasına atıyor. Arthur’ un sevgisizliği, çocukluk döneminde yaşadığı travmaları anlatan bir hikayedir. 




   Arthur Fleck, iyi insan olmanın hiçbir faydasını görmemiştir. Anti kahraman olmak ise onu farklı bir noktaya taşıyacaktır. Fakat en kanlı cinayeti işlerken kendisine iyi davranmış olan cüceyi sağ bıraktığında aslında onun ince duyarlılığını görürüz. Karmaşık bir karakter olduğunu anlarız. Bu durum filmin daha derin olmasını sağlıyor. Kısacası Arthur, normal olmaya çalışan anormal bir karakterdir. Normal ve anormal ayrımı kapitalizmin en güçlü silahlarından biridir. 






   Birey, toplumun dışına yine toplumsal sebeplerden dolayı itilir. Kapitalizm, haz üretimi üzerinden baskı kuruyor ve kendi ürettiği tanımları topluma dayatıyor. Buna karşı çıkanlara da deli gözüyle bakıyor. Kapitalist sistem gözünde bireyler makinenin dişlileridir (Arthur yüksek sınıf bir tiyatroya gizlice girdiğinde izlenilen filmin Charlie Chaplin’ in Modern Zamanlar filmi olduğunu görürüz. Bize gösterilen sahnede Şarlo fabrikadaki makinenin dişlerine takılı durumdadır. Burada kapitalizm eleştirisi yapıldığını anlarız. Ayrıca o sahneyi izleyen yüksek sınıfın kahkahalar attığını görürüz. Bunun da büyük bir sistem eleştirisi olarak kabul edebiliriz. Çünkü aynı zaman dilimi içerisinde dışarıda alt sınıfın isyanı vardır.).  Sisteme uyum sağlayamayanlar ise psikiyatriler tarafından düzeltilmeye çalışılır. Arthur’ a deli gözüyle bakılır çünkü bu adaletsiz sisteme uyum sağlayamamıştır. Kötü şartlara karşı isyan etmeyen insanlar ise oldukça normaldir. 





   Karakter, kendi içinde de sürekli bir çatışma halindedir ve filmin sonuna kadar bu çatışma devam etmektedir. Arthur’un en büyük hayali baba figürü gibi gördüğü, Murray Franklin gibi bir komedyen olabilmek. Murray, Arthur’u kendi televizyon programına davet eder. Arthur programa çıkmadan önce metrodaki gençleri öldürür. Şehirde işler çığırından çıkmıştır. Alt sınıf, cinayeti işleyen maskeli kişiyi destekler. Üst sınıf ise bu durumdan şikayetçidir. Arthur içindeki şiddete eğilimi keşfedip kendini Joker olarak gerçekleştirmeye başlar. Ve televizyona Joker olarak çıkar. 


   Cinayetlerden sonra tuvalette dans ettiği sahneden sonra İdi ve yıkıcı enerjiyi kazanmaya başladığını görürüz. Zamanla özgüveni yüksek, narsizm sınırlarını aşan bir karaktere dönüşmüştür. Devlet, işlerini adaletli bir şekilde yapmamaktadır (Temizlik işçilerinin maaşları yatmadığından aylarca grevde olduğu, ara sokaklarında insanların katledildiği, yoksulların evlerine gitmek için upuzun yokuşlara ve çok basamaklı merdivenleri tırmandığı, birbirine karşı hoşgörüsüz ve bazen de nefret dolu insanlar görürüz. Burjuvaların basın organlarında yalan vaadler verdiği, kendilerini protesto edenleri ezdiği, yoksulluğun, işsizliğin yoğun olduğu bir şehir görmekteyiz.). Joker otoritenin sorgulanmasına yol açacaktır (Film bizim de sisteme dışarıdan bakmamızı sağlamaktadır. Sisteme bilinçsizce antipati duyuyor olabiliriz.). 

  


                                                                            

 

   Toplumsal koşullar bize aktarılırken sözle değil hislerle anlatılmıştır. Bu gerçeklikler bizim karakterle kurduğumuz özdeşim üzerinden anlatılmaktadır. Ayrıca sadece Joker ile değil, onun içinde bulunduğu koşullarla da bağ kuruyoruz. 


   Joker, kolektif bir travmanın ürünü olduğu için Gotham’ın alt sınıfındaki herkes gibi sınıf travmasının mağduru olduğu söylenebilir. Joker resmi kurumların yozlaşmasından dolayı, Devletin yetersiz kaldığı zaman devreye girerek adaleti kendi yöntemleri ile sağlamaktadır. İşlediği cinayetlerle ünlenen Joker toplumsal patlamanın hem sonucu hem de sembolüne dönüşmektedir. Bireysel kahramanlığın övülmesi söz konusudur. Filmin finalde vardığı nokta ile bu çıkarım doğru orantılıdır. 



                                                          



   Joker televizyon programına çıkmadan önce aslında kendisini dalga geçmek için çağırdıklarının farkındadır. Programa çıkmadan önce intihar etmeyi düşündüğünü görürüz. Karakterin kendi içinde çatışmalar yaşadığını görürüz. Joker’i merdivenlerden inerken ilk kez bu kadar mutlu görürüz. Programda cinayeti kendisinin işlediğini söyler ve şu cümleyi ekler “Öldürülen ben olsaydım yanımdan geçer giderdiniz”. Alt sınıf üst sınıf çatışmasını ve adaletsizliği net bir şekilde görürüz (Bunun sebebi resmi kurumların adaletsizliğidir.).  



    


   Metropoldeki insanlar hislerini kaybetmişlerdir. Kapitalist sistemin çarkında sadece bir dişlidirler. Hisler yok olmuştur. Joker de nihilizmin, anarşinin bir örneğidir. Televizyon programına çıktığında baba figürü olarak gördüğü kişi hakkında hayal kırıklığına uğraması sonucunda onun için hiçbir şeyin önemi kalmamıştır. Bireysel silahlı saldırı düzenler. Programda kendini öldürmek yerine sunucuyu öldürür. Şehirde (V for Vendetta kadar olmasa da) ayaklanma çıkar. Joker'in çözümü bireysel şekilde olmuştur. Ve Joker’in hikayesi Gotham’ın tüm dışlanmışları için ses olmuştur. 



  • Joker’ i en etkili kılan şeylerden birisi kesinlikle Joaquin Phoenix’ in oyunculuğu. Ayrıca Hildur Guðnadóttir’ın bir kadın olarak film müziği dalında ödül alması beni çok mutlu etti. 😇 

 

 

 

Yorumlar

  1. Filme başka başka yerlerden bakınca ne kadar da çok detay, anlatılmak istenen varmış. Dikkatimiz farklı noktalara da çektiğiniz için çok teşekkür ederim ��

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yann Arthus-Bertrand'ın Ruhunuza Dokunan Belgesel Filmi : Human

BİSİKLET HIRSIZLARI VE İTALYAN YENİ GERÇEKÇİLİK AKIMI

Büyülü Bir Macera: Samsara